top of page
HyVise Logo
Search

TSRS - SARP İlk Yıl Verileri Ne Söylüyor?

Kapsam-1 Gerçeği ve Hidrojenin Yeri

Türkiye’de sürdürülebilirlik raporlaması uzun süre “iyi niyetli şirketlerin gönüllü alanı” olarak algılandı. Ancak bu dönem artık geride kaldı. Belirli büyüklük ve niteliklere sahip şirketler için sürdürülebilirlik açıklamaları bugün açıkça bir yükümlülük. Bu dönüşümün çerçevesini ise Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) oluşturuyor.

22 Ocak 2026 tarihinde Kamu Gözetimi Kurumu (KGK) tarafından düzenlenen “Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlamasında Yeni Dönem: SARP Uygulama Eğitimi ve TSRS Raporları İlk Yıl Analizi” etkinliği, bu yükümlülüğün artık kâğıt üzerinde değil, veri üzerinden konuşulan bir aşamaya geldiğini net biçimde gösterdi.

Bu yazıda; TSRS’nin neyi zorunlu kıldığını, SARP’ın neden sıradan bir raporlama platformu olmadığını ve en önemlisi, ilk yıl verilerinin neden bizi tekrar Kapsam-1 emisyonlarına ve hidrojen tartışmasına getirdiğini anlatmak istiyorum.


KGK tarafından düzenlenen "Kurumsaş Sürdürülebilirlilk Raporlamasında Yeni Dönem: SARP Uygulama Eğitimi ve TSRS Raporları İlk Yıl Analizi" etkinliği (22 Ocak 2026, İstanbul Finans Merkezi VakıfBank Salonu)
KGK tarafından düzenlenen "Kurumsaş Sürdürülebilirlilk Raporlamasında Yeni Dönem: SARP Uygulama Eğitimi ve TSRS Raporları İlk Yıl Analizi" etkinliği (22 Ocak 2026, İstanbul Finans Merkezi VakıfBank Salonu)

TSRS nedir, neyi kapsar?

Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) S1 ve S2; KGK tarafından standardize edilen Türkiye’nin sürdürülebilirlik raporlamasına ilişkin ulusal standart setidir. Yapı olarak ise uluslararası IFRS S1 ve IFRS S2 ile uyumludur.

  • TSRS S1, şirketlerin genel sürdürülebilirlik çerçevesini ele alır: yönetişim yapıları, strateji, risk ve fırsatların nasıl ele alındığı, karar alma süreçleri.

  • TSRS S2 ise iklim odağında: iklimle ilişkili riskler, fırsatlar ve sera gazı emisyonları.

Buradaki kritik nokta şu:

TSRS, sürdürülebilirliği “hikâye anlatımı” olmaktan çıkartıp; ölçülebilir, karşılaştırılabilir ve denetlenebilir bilgi olarak ele alıyor. Bu da şirketleri ister istemez emisyon hesaplama metodolojilerine, veri kaynaklarına ve sınır tanımlarına geri götürüyor.

Emisyon hesaplamasının zemini: GHG Protocol

TSRS’ye göre şirketler, sera gazı emisyonlarını GHG Protocol metodolojisine uygun şekilde hesaplamak ve raporlamak zorunda.

Bu çerçevede emisyonlar üç ana başlık altında ele alınıyor:

  • Kapsam 1:

    Şirketin doğrudan kontrolü altındaki kaynaklardan gelen emisyonlar.

    Yakıt kullanımı, proses emisyonları, tesis içi yanma süreçleri.

  • Kapsam 2:

    Satın alınan elektrik, ısı ve buhar kaynaklı dolaylı emisyonlar.

  • Kapsam 3:

    Tedarik zinciri, lojistik, ürün kullanımı gibi dolaylı ama çoğu zaman en büyük hacimli emisyonlar.

Geçiş döneminde, özellikle Kapsam-3 emisyonlarının veri toplama zorlukları dikkate alınarak bazı muafiyetler tanımlandı. Bu, “raporlamayın” demek değil; “hazırlık sürecini tanıyoruz” demekti.

Nitekim ilk yıl sonuçları da bunu gösterdi:

Raporlama yükümlülüğü kapsamındaki tüm şirketler Kapsam-1 ve Kapsam-2 emisyonlarını hesapladı ve beyan etti. KGK etkinliği sırasında ilk yıl değerlendirmeleri kapsamında ise sadece bir şirketin Kapsam-3 muafiyetinden yararlanmayarak açıklama yaptığı ifade edildi.

SARP: Neden sıradan bir platform değil?

Bu raporlamanın omurgasını oluşturan yapı ise Sürdürülebilirlik Açıklamalarını Raporlama Platformu (SARP).

SARP;

  • TSRS kapsamındaki beyanların standart bir dijital formatta toplanmasını sağlayan,

  • Yalnızca KGK ile raporlayan kuruluşlar arasında çalışan,

  • Kapalı ve güvenli bir raporlama altyapısı.

Ancak etkinlikte özellikle altı çizilen nokta şuydu: SARP yalnızca veri toplayan bir sistem değil.

Platform;

  • TSRS başlıklarının madde madde ilerlenebildiği bir yapı sunuyor,

  • Yapay zeka desteği ile beyan edilen verileri tutarlılık, kapsam ve boşluklar açısından analiz ediyor ve,

  • Şirketlere raporlarını nasıl geliştirebileceklerine dair yönlendirici geri bildirimler üretebiliyor.

Bu da SARP’ı, ülke genelinde:

  • sürdürülebilirlik olgunluğunu ölçebilen,

  • sektörler arası karşılaştırmaya imkân tanıyan,

  • zaman içinde izleme yapılabilen

    bir dijital altyapı hâline getiriyor.

Bu ölçekte, bu derinlikte ve bu amaçla kurgulanmış bir sistemin küresel ölçekte örneği yok. KGK, yapay zeka destekli SARP ile dünyada “öncü uygulama” geliştirmiş durumda.

İlk yıl verileri: Asıl tablo nerede?

SARP üzerinden derlenen ilk yıl verileri, dekarbonizasyon tartışmalarında sıkça gözden kaçan bir gerçeği veri destekli ve net biçimde ortaya koydu:

Kapsam 1 + Kapsam 2 toplamında:

  • Kapsam 1 payı: %89,1

  • Kapsam 2 payı: %10,9

Yani şirketlerin emisyon profiline baktığımızda, ana yük elektrikten gelmiyor, doğrudan proseslerden ve yakıtlardan geliyor.

Bu bulgu çok kritik. Çünkü sahada sıklıkla şunu görüyoruz: Şirketler çatı GES kuruyor, yeşil elektrik sözleşmeleri yapıyor, Kapsam-2 tarafında hızlı adımlar atıyor. Bunlar yanlış değil. Aksine gerekli.

Ama verinin söylediği şey şu:

Bu adımlar tek başına toplam emisyonu kökten dönüştürmeye yetmiyor.

Kapsam-3 muafiyeti ve CBAM gerçeği

Etkinlikte ayrıca önemli bir noktaya daha değinildi: Kapsam-3 emisyonları geçiş döneminde zorunlu olmasa da, CBAM yükümlülükleri bu alanı fiilen zorunlu hâle getiriyor.

Yani bir şirket TSRS kapsamında bugün Kapsam-3 raporlamıyor olabilir; ancak AB ile ticareti varsa, ürün bazlı karbon ayak izi hesaplarını yine yapmak zorunda kalacak.

Bu da bize şunu söylüyor:

Raporlama muafiyetleri, hazırlık yapmamak için bir gerekçe değil.

Aksine, doğru veri altyapısını kurmak için tanınmış bir zaman penceresi ve şirketlerin bu zamanı iyi değerlendirmesi AB ile olan ticaretlerini doğrudan etkiliyor.

Temiz Hidrojen Dönüşümü & Sürdürülebilirlik İlişkisi

Tüm bu tablo bizi dönüp dolaşıp aynı yere getiriyor: Kapsam-1 emisyonları.

Kapsam-1’i azaltmak demek;

  • prosesleri yeniden düşünmek,

  • kullanılan yakıtları sorgulamak,

  • yüksek sıcaklık ve kimyasal süreçlere dokunmak demek.

İşte bu noktada hidrojen, teorik bir gelecek anlatısından çıkıp somut bir dönüşüm aracı hâline geliyor. Özellikle imalat sektöründe, doğrudan proses emisyonlarının bu kadar baskın olduğu bir tabloda, hidrojenin rolü kaçınılmaz olarak daha fazla tartışılacak. Halihazırda proseslerinde yüksek karbonlu gri hidrojen kullanan sektörler, henüz hidrojen kullanımına geçmemiş fakat prosesini dönüştürmesi gereken sektörler ve alternatif temiz yakıtlara ihtiyacı olan sektörler dönüşüm değerlendirmesi yapmak için öncelikli olanlar.

Raporlamadan dönüşüme

TSRS ve SARP bize sadece “kimler raporladı/raporlayacak”ı değil, nerede durduğumuzu da gösteriyor. Veri artık elimizde.

Şimdi asıl soru şu:

Bu veriyi sadece raporları doldurmak için mi kullanacağız, yoksa gerçekten hangi proseslerin, hangi teknolojilerle dönüşmesi gerektiğini mi konuşacağız?

Cevap, büyük ölçüde Kapsam-1 tarafında gizli. Bu soruların hidrojenle kesişen kısmını, HyVise çatısı altında, veri ve proses perspektifiyle birlikte ele almaya devam edeceğiz.


 
 
 

Comments


© 2035 by BizBud. Powered and secured by Wix

bottom of page